Yüklüyor...
Buradasınız:  Giriş  >  Ercan Yenal  >  Okumakta Olduğunuz Yazı

Erkek mi seçer, Kadın mı?

Yazar:    /  9 Şubat 2019  /  Erkek mi seçer, Kadın mı? için yorumlar kapalı

    Yazdır       Email

II – Erkek mi ‘seçer’, kadın mı?

Jean Paul SARTRE ile Simone de Beauvoir arasındaki ilişki dikkatle araştırmaya değer bir konudur. Birbirinden güçlü iki entellektüelin, “özgür” beraberliği… Biseksüel bir kadın yazar ile şehveti sınır tanımayan, kız öğrencilerine düşkün bir filozofun birbirlerine duydukları benzersiz aşk… Her birinin kendi hayatını yaşadığı, ama birbirlerini tutkuyla seven bu iki insandan acaba hangisi diğerini ‘seçmiş’ olabilir ve hangi gerekçeyle?
Beauvoir’ın (feminizmin ünlü kitabında) yazdığı şu satırlar oldukça manidardır: “… erkekler, gururunu haklı çıkarmadığı sürece, genç kız vücuduyla övünemez. (…) Sevgili yargıçtır, onu kendisine tüm gerçekliğiyle gösterecektir. Kendi görüntüsüne hayran da olsa, her genç kız, erkeklerin yargısı karşısında kendine güvenini yitirir.” (“Le Deuxieme Sexe” / “İkinci Cins”, 1948)
[Sanırım “yargıç”lık yapan erkeğin Sartre olduğu ve -bir ayna gibi- Simone’u “kendisine” yansıttığı, kadının tüm gerçekliğini ona gösterdiği gibi bir sonuç çıkarılabilir bu cümlelerden.]

Bu ilginç araştırmaya birçok ünlü (sanatçı) çift dahil edilebilir elbette:
Feminist, komünist ressam Frida Kahlo ile kendinden 21 yaş büyük olan -“Meksikalı Michelangelo”- Diego Rivera… Ve aralarındaki fırtınalı, gelgitli, sıçramalı, çok-eşli tuhaf ilişki…
Robert Schumann ve Clara, Richard Wagner ve Cosima, Dostoyevski ve “sekreter hanımlar”ı, Rosselini ve Ingrid Bergman, Max Frisch ve Ingeborg Bachmann, Gustav Mahler ve Alma, Visconti ve Maria Callas… Ve daha niceleri…
Bu beraberliklerde ya da evliliklerde esasen kadınların (ya da sadece erkeklerin) ‘seçici’ olduğunu söylemek, bu sanatçıların yaşam öykülerine, karakterlerine ve yapıtlarının özelliklerine aykırı bir söylem olacaktır kanımca.

Ancak yine de yukarıda adı geçen erkeklerin her birinin öncelikle kadınların ‘özelliklerine’ baktığı hemen hemen kesindir. Sartre’ın seçiminin kültürel yapıya (formasyona), Schumann’ın -piyano hocasının kızı- Clara’yı seçişinin zamana/döneme, zamanın gereklerine (hatta giderek menfaate), Dostoyevski’nin tercihinin pratik meslekî gereksinime, Frisch’inkinin derin ruhsal (psikolojik) ihtiyaca, Mahler ve Wagner’in seçimlerinin hırslara ve kişisel nevrotik bozukluklara bağlı olarak gerçekleştiği söylenebilir.
Bu erkeklerin ortak özelliği, kendi alanlarında olağanüstü başarılı olmaları, bunun yanı sıra, ‘standart (sıradan) erkek’ kategorisine girmemeleridir. Sanatlarında ve işlerinde olduğu gibi, her konuda marazî derecede talep edici, ‘seçici’, müşkülpesent, giderek obsesif olmaları, ‘normal’ olan ile, vasat ile asla yetinememeleri, dolayısıyla başlarına geleni (önlerine çıkan kadını) kolayca kabul etmemeleri, vb. onları hemcinslerinden ayıran başlıca niteliklerdendir.

Facebook Comments
Paylaşmak ister misiniz?
    Yazdır       Email
  • Published: 1 sene ago on 9 Şubat 2019
  • By:
  • Last Modified: Şubat 12, 2019 @ 3:18 pm
  • Filed Under: Ercan Yenal